Antalya'nın doğusunda, eskilerin Pamfilya dediği ovada, iki harabe kent bir günlük kolay bir ikili oluşturur. Aspendos tiyatrosu için ziyaret edilir; tiyatro hâlâ neredeyse bütün ayaktadır, ayrıca su temininin kalıntıları vardır. Perge, Helenistik kuleleri, Roma caddeleri, hamamları ve çeşmeleriyle geniş bir alana yayılan bir kenttir ve Antalya Müzesi'ndeki en iyi heykellerin çoğunun çıkarıldığı yerdir.

Aspendos: tiyatro

Bakanlık, Aspendos tiyatrosunu yalnızca Anadolu'da değil, Akdeniz çevresinin hiçbir yerinde bulunmayacak kadar iyi korunmuş olarak niteler. Marcus Aurelius döneminde, MS 161 ile 180 arasında, Theodoros oğlu mimar Zenon'un tasarımıyla yapılmıştır. Girişin iki yanındaki Yunanca ve Latince yazıtlar, tiyatronun parasını veren kentin iki zengin kardeşini, Curtius Crispinus ile Curtius Auspicatus'u anar ve tiyatroyu tanrılara ve imparatorlara adar. On beş ile yirmi bin kişi alır.

Ayakta kalmasında ortaçağ Selçuklu sultanlarının payı büyüktür; sahne binasını sultanlarının konakladığı bir kervansaraya dönüştürdükleri düşünülür ve Selçuk onarımları dış yüzde hâlâ okunabilir: ortaya eklenmiş anıtsal bir kapı ve koyu kırmızı zikzak sıva. 1930'da Mustafa Kemal Atatürk buraya geldi ve tiyatronun onarılıp yeniden kullanılmasını emretti.

Aspendos: su kemeri ve tepe

Bakanlığın antik dünyanın en iyi korunmuş örnekleri arasında saydığı su kemeri için zaman ayırın. Kuzeyden güneye uzanan yaklaşık bir kilometrelik kemerli bir köprünün iki ucunda birer basınç kulesi vardır; sistem MS ikinci ve üçüncü yüzyıllarda, suyu tepenin kayasına oyulmuş armut biçimli sarnıçlara daha düzenli getirmek üzere yeniden düzenlendi. Tiyatronun arkasındaki surlu tepede agora, bir bazilika, bouleuterion, anıtsal bir çeşme ve kemer, bir cadde ve bir Helenistik tapınak bulunur.

Kent, bölgenin en büyük akarsularından biri olan, antik çağda Eurymedon adıyla bilinen Köprüçay'ın yanında bir tepenin üzerinde durur. Nehir ona denize bir yol verdi, çevresindeki tarım toprakları da onu zengin etti. Bakanlığın anlatımına göre zenginliği her şeyden önce yakındaki Kapria gölünden alınan ve nehirden Akdeniz çevresindeki pazarlara gönderilen tuzdan geliyordu; bu kadar küçük bir kentin o denizde en yaygın kabul gören sikkeleri basması ve anıtlarla dolması böyle oldu.

Perge

Perge, Antalya'nın Aksu ilçesindedir. Akropolisinden çıkan çanak çömlek, ilk yerleşimi Erken Tunç Çağı'na tarihler ve yer Hitit metinlerinde Parha adıyla geçer. Kente MÖ üçüncü yüzyılda planlı bir cadde düzeni verildi ve bugün görülen sağlam Helenistik kuleler bu plana aittir.

En parlak yılları, uzun Roma barışının konumundan en iyi biçimde yararlanmasını sağladığı MS ikinci ve üçüncü yüzyıllardı. Ziyaretçilerin içinden geçtiği yapıların çoğu bu yeniden inşadan kalmadır: stadyum ve tiyatrodan palaestraya, agora ve macellum çarşı yapılarına, ana kapıya ve suyun kentin görünümünün bir parçası olmasını sağlayan hamamlara, kanallara ve anıtsal çeşmelere kadar. Arif Müfid Mansel burada 1946'da kazıya başladı, Jale İnan 1970'ler boyunca, Haluk Abbasoğlu 1990'larda çalışmaları yönetti; 2012'den beri kazıları Antalya Müzesi yürütüyor.

Perge'nin Antalya Müzesi'ne kazandırdıkları

Antalya Müzesi'ndeki mermer heykellerin çoğu Perge'den çıkmıştır ve 1946'dan itibaren yapılan kazılar yeni bir bina gerekene kadar müze bahçesini heykellerle ve lahitlerle doldurmuştur. Perge'den iki buluntu öne çıkar. 1981'de bulunan ve iki metre yirmi beş santim yüksekliğindeki Dans Eden Kadın, ten için beyaz mermeri, giysileri ve saçları için koyu mermeri birleştirir ve müzenin simgesi oldu. İkinci yüzyıla ait bir heykel olan Yorgun Herakles'in alt yarısı 1980'de ortaya çıktı; üst yarısı 1990'da Boston'daki bir müzede, Güzel Sanatlar Müzesi'nde tespit edildi, 2011'de geri geldi ve iki yarı o yıl 9 Ekim'de birlikte sergilendi.

Plan yapmadan önce müzenin kendi rehberine bakın: binası depreme dayanamayacağı için 16 Temmuz 2025'te kapatıldı ve o yılın Eylül ayında yıkıldı; aynı yerde yeni bir bina yapılmaktadır.

Kurşunlu şelalesi

Günün bir durağa daha izin vermesi hâlinde Kurşunlu şelalesi Antalya'ya yirmi iki kilometre uzaktadır; Antalya-Aksu karayolundan Soğucaksu köprüsünde kuzeye ayrılan yedi kilometrelik bir yan yolla ulaşılır. Su on sekiz metre düşer ve altında yedi küçük havuz, kızılçam, çınar, defne ve harnupla dolu bir ormanda iki kilometre uzunluğundaki bir kanyonda birbirine basamak basamak iner.

Bu yerlerin her birinin sitemizde ulaşım ve ziyaret ayrıntılarını içeren kendi rehberi vardır.

Bu yazıyı paylaş