Kaş, Antalya'nın Likya kıyısında bir liman kasabasıdır ve Antiphellos antik kenti sokaklarına ve yanındaki yarımada boyunca yayılmıştır: denize bakan bir tiyatro, kaya mezarları ve kasabanın amblem olarak benimsediği, kapağında aslanlar bulunan bir lahit. Yamacın üstünde, limanı burası olan iç kent Phellos durur. Kıyı boyunca batıda Kaputaş'ın beyaz kumu, Xanthos ve Patara adlı iki büyük Likya başkenti ve uzun Patara kumulları yer alır; doğuda, Demre yolunda, yanlarında Kaleköy ve Üçağız bulunan Kekova adaları ve batık kıyıları vardır. Aradaki deniz, Kaş'tan Fethiye'ye doğru, Ağustos 2026'dan beri deniz millî parkıdır.

Antiphellos, Kaş'ın altındaki antik kent

Likçede yerin adı Habesos ya da Habesa idi; Yunanca ad Antiphellos, taşlık ülke olan Phellos'a bakan kent anlamına gelir, çünkü o tepe kentinin limanı olarak başlamıştı. İnsanlar burada MÖ altıncı yüzyıldan beri yaşıyor ve kent Likya Birliği'ne bağlıydı. Helenistik dönemde ticaret ilişkiyi tersine çevirdi: ana kent sönerken liman gelişti ve Roma döneminde önemli bir liman olarak kaldı. MÖ ikinci yüzyılın ortasından itibaren basılan, kimi kendi adına, kimi birlik için basılan sikkeler, birlikte yalnızca bir oyu olmasına rağmen kenti bir tüccar kenti olarak gösterir.

Akropol tepesinin güney eteğindeki tiyatroyla başlayın. Denize dönük yirmi altı sıra oturağı vardır ve dört merdivenle üç bölüme ayrılır; diazoma ve taş sahne binası yoktur ve Helenistik olduğu düşünülür. Kısa bir mesafe kuzeydoğuda, kayaya oyulmuş bir mezar odası yirmi dört kadın kabartmasıyla bezelidir ve MÖ dördüncü yüzyıla uzanır. Yarımada boyunca Helenistik sur temelleri kökünde ve Meis'e bakan yanda görünür; limanın üstünde ise, bugün cami olarak kullanılan eski kilisenin güneydoğusunda, temenos içinde bir tapınağın kalıntıları vardır; tanrısı bilinmemektedir. Kasabanın ortasında, Uzun Çarşı Caddesi'nde herkesin fotoğrafını çektiği anıt durur: Likçe bir yazıtı ve kapağının köşelerinde aslan başları bulunan, güzel orantılı bir lahit.

Phellos, Felen Dağı'nda

Kaş'ın kuzeydoğusunda, Felen Dağı'nın dağlara geniş manzaralı bir yamacında yer alan Phellos, MÖ dördüncü yüzyılda bölgenin önde gelen kentiydi; Helenistik dönemde kurduğu liman olan Antiphellos'a yerini bıraktı. Likçe adı Vehinda idi. Savunma yapıları dışında kentten çok az şey günümüze ulaşmıştır: kısmen çokgen kireçtaşı duvarlarla çevrili, yaklaşık 550 x 200 metrelik bir akropol; doğuda ve güneyde dikdörtgen kesme taştan kuleler. Batı kenarında, Likya ahşap evi biçiminde bir kaya mezarı vardır. Alanın en iyi parçası, akropolün kuzeyindeki vadide çok sayıda lahit arasında yer alır: sahibinin elinde kadehle bir sedirde uzandığı, kısa uçlarında savaşçıların, kapağında karşılıklı grifonların bulunduğu, MÖ 385-350 tarihli, üç parçalı kireçtaşı bir lahit. 2009'da Phellos, Likya Medeniyeti Antik Kentleri adıyla Dünya Mirası statüsü için önerilen Likya alanları arasındaydı.

Kaputaş ve deniz

Kaputaş, Kaş'ın 18 km batısındadır ve dolmuşla ya da arabayla ulaşılır. Birkaç yüz basamak inerek çok berrak turkuaz suyun üstündeki parlak, ince beyaz kumlu bir plaja varılır; burada Kaş Belediyesi ziyaretçiler için bir tesis işletir.

Denizde ise Fethiye ile Kaş arasındaki bütün kıyı şeridi, 16 Ağustos 2026'da Resmî Gazete'de yayımlanan bir karardan beri 2.170.603 hektarlık bir millî parktır. Kuzey Ege Deniz Millî Parkı ile birlikte, Türkiye'nin ilk ilan ettiği iki deniz millî parkından biriydi.

Kekova, Simena ve Üçağız

Kekova tek bir kasabanın ya da kalıntının değil, bütün bir bölgenin adıdır. Aynı adı taşıyan en büyük adası, Kekova, kıyı boyunca uzanır ve bir kanal oluşturur; çevresindeki daha küçük adalar, Toprak Ada, İç Ada, Kişnali Ada ve Aşırlı Ada, çok sayıda koy arasına dağılmıştır. Likya kalıntıları her yerdedir ve çoğu yarı batıktır: kıyı çizgisinde suda duran lahitler, bir mendirek, yapı temelleri ve Likçe yazıtlı mezarlar. Hepsi Kaş-Kekova özel çevre koruma bölgesinin içinde yer alır ve 2000'den beri UNESCO geçici listesinde de bir adaydır. Buraya az yol ulaşır, bu yüzden kıyıları tekneden görürsünüz.

Kekova adasının karşısında, Kaş ile Demre arasındaki yarımadasında yer alan Simena, bugünkü Kaleköy, Türkiye'de denizden varılan az sayıdaki yerden biridir. Antik depremler bir kısmını batırdı, bu yüzden basamaklar suya iner ve lahitler harap bir Roma hamamının yakınında kıyı boyunca durur. Köy evleri ve mezarlar arasından basamaklı dik bir patika, orta çağ kalesine tırmanır; orada yedi sıralı, yaklaşık üç yüz kişilik küçük bir kayaya oyulmuş tiyatro vardı. Üçağız'daki Theimiussa'ya, Kaş-Demre yolundan yirminci kilometrede güneye dönülerek ulaşılır; iskelenin doğusunda ev tipi kaya mezarları bulursunuz, biri sahibi Kluwanimi için Likçe yazılmıştır, ve uzun bir Geç Helenistik ve Roma lahitleri sırası.

Batı: Xanthos, Patara ve plaj

Kaş ilçesindeki Kınık köyünde yer alan Xanthos, Likya'nın başkentiydi ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir. Ovanın üzerindeki iki tepeyi kaplar: Eşen çayının üstündeki dik bir kayalık üzerinde surlu Likya akropolü ve kuzeyde daha büyük Roma akropolü. Homeros'un İlyada'sı Likya önderleri Glaukos ve Sarpedon'u Xanthos nehrinin ülkesinden getirir. Kent, Harpagos komutasındaki Persler onu MÖ 545 dolaylarında alana kadar bağımsız kaldı, tekrar tekrar yakıldı ve yeniden inşa edildi ve MÖ 168'de Likya Birliği'nin başkenti oldu. Kaya mezarları ve lahit mezarlarının yanında Likya'ya özgü sütun mezarlara, çok onarılmış tiyatroya ve bir Erken Hıristiyan kilisesine bakın. Charles Fellows alanı 1838'de araştırdı ve 1840'larda Nereid Anıtı'nı ve daha pek çok şeyi British Museum'a gönderdi; Fransız arkeologlar çalışmalara 1950'de yeniden başladı.

MÖ on üçüncü yüzyıl Hitit metinlerinde Patar olarak geçen Patara, Xanthos vadisinde denize açılan tek yer olduğu için ayakta kaldı. Likya Birliği'nin başkenti olarak hizmet etti ve Likya'nın Roma eyaleti yapıldığı MS 43'ten sonra da bu rolü sürdürdü. Aziz Nikolaos burada doğdu ve Pavlus'un Patara'dan Roma'ya denizle yola çıktığı söylenir. İyi korunmuş, MS 100 dolaylarına ait bir zafer takından yürüyerek girersiniz; batısındaki nekropolde Likya lahitleri vardır; güneyde tiyatro Kurşunlu Tepe'ye dayanır, tüm alana bakmak için en iyi nokta burasıdır ve kuzeyinde birliğin toplandığı meclis binası yer alır. Hadrianus ve Sabina tahıl ambarını yaptırdı. Kazı 1988'den beri sürmektedir ve Likya Yolu hemen yakınından geçer.

Kalıntıların hemen yanında Patara plajı on sekiz kilometre uzanır; Antalya kültür ve turizm müdürlüğü onu Türkiye'nin en geniş ve en uzun plajı olarak niteler, genişliği 800 metreye kadardır ve Gelemiş'e doğru uzanır. Özel Çevre Koruma Bölgesi'dir ve caretta caretta ile yeşil deniz kaplumbağasının (Chelonia mydas) yuvalama plajıdır; yuvaları Eşen Çayı'nın ağzı ile kumun doğuda bittiği tepeler arasında yer alır.

Bu yazıyı paylaş