Türkiye'ye ilk gelişlerin çoğu aynı dört durağı izler: İstanbul, Kapadokya, Efes ve Pamukkale. Birbirlerine yakın değiller ve birbirlerine benzemiyorlar; rotanın anlamı da bu. Her birinin bu sitede kendi rehberi var; bu yazı her durağın ne olduğunu ve dördünün neden bir arada gezildiğini anlatıyor.

İstanbul: şehrin hikâyesini anlatan iki yapı

Ayasofya, bulunduğu yerdeki üçüncü yapıdır. Bugün ayakta duran yapı Justinianus'unkidir; Trallesli Anthemios ve Miletli İsidoros tarafından inşa edilmiştir. 916 yıl kilise olarak kullanıldı, II. Mehmed şehri 1453'te aldıktan sonra camiye, 1934'te müzeye dönüştü ve 2020'de yeniden cami olarak kullanılmaya başlandı. Arkasında, Bab-ı Hümayun'dan geçince, Sarayburnu'ndaki Topkapı Sarayı bulunur: imparatorluğun 600 yılının yaklaşık 380'inde Osmanlı yönetiminin merkezi ve padişahların evi olan, II. Mehmed için 1478'de yapılmış saray.

Kapadokya: kayaya oyulmuş kiliseler

Kapadokya'nın manzarası Erciyes ve Hasan dağlarının püskürttüğü, rüzgâr ve suyun aşındırdığı tüften oluşur. Bu tüfe oyulan odalar kışın sıcak, yazın serin kalır; insanların burada Kalkolitik Çağ'dan beri yaşamasının sebebi budur. Yedinci ile on üçüncü yüzyıllar arasında Hristiyanlar Göreme'ye yerleşti, kayaya manastırlar ve kiliseler oydu ve 842'den sonra bunları fresklerle süsledi; Göreme Açık Hava Müzesi, Elmalı Kilise'den Karanlık Kilise'ye ve Tokalı Kilise'ye kadar başlıcalarını bir araya getirir.

Efes: içinde yürünebilen bir kent

Efes, Küçük Asya'nın siyasi, ekonomik ve kültürel başkentiydi; ilçe kaymakamlığı onu, fiilen gezilebilen alan bakımından Anadolu'nun en büyük antik kenti olarak niteler. Bugün ayakta olanların çoğu mermerdir: Celsus Kütüphanesi, büyük tiyatro, Hadrianus Tapınağı, yamaç evler ve sütunlu caddeler. Ama hemen yanındaki Ayasuluk Tepesi'ndeki yerleşim MÖ 6000 dolaylarına kadar uzanır.

Pamukkale: beyaz teraslar ve bir kaplıca kenti

Pamukkale-Hierapolis, 1988'de hem doğal hem kültürel varlık olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi: kalsiyumlu suyun biriktirdiği beyaz traverten teraslar ve aralarında yükselen bir antik kent. Teraslar kolayca zarar gördüğü için yalnızca belirli kesimlerinde yürünebilir ve yüzülebilir. Bakanlığın kayıtlarına göre Hierapolis muhtemelen MÖ ikinci yüzyılda Bergamalı II. Eumenes tarafından kuruldu ve tarihi boyunca bir termal merkez olarak işledi.

Neden bu dördü

Bir arada ele alındığında rota ülkenin çeşitliliğini kapsar: hem Bizans'ın hem Osmanlı'nın başkenti olmuş bir şehir, volkanların ve onu oyan insanların biçimlendirdiği bir manzara, bütün ölçeğiyle bir Roma kenti ve aynı zamanda bir şifa yeri olmuş bir doğa harikası. Her durağın bu sitedeki sayfasında ziyaret bilgileri ve kaynağın verdiği ölçüde açılış saatleri ile ücretler yer alıyor.

Bu yazıyı paylaş