Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı, Sultan Ahmed Camii (Mavi Cami) ve Topkapı Sarayı, İstanbul'un tarihî yarımadasında, Sultanahmet'te birbirinin komşusudur ve dördü de tek günde yürüyerek görülebilir. Arazinin yapısı bir sıra önerir. Ayasofya'yla başlayın; sonra onun güneybatısında, Soğukçeşme Sokağı'ndaki sarnıca gidin; parkı geçerek Sultan Ahmed Camii'ne ve yanındaki eski Hipodrom'un hattına varın; Topkapı'da bitirin: Topkapı'nın Bâb-ı Hümâyûn'u Ayasofya'nın arkasında durur, dış surları ise Aya İrini'yi ve Arkeoloji Müzeleri'nin Çinili Köşk'ünü içine alır. Her yapının kendi saatleri ve bileti vardır, sayfasında yazılıdır.
Ayasofya: alandaki üçüncü yapı
İçine girdiğiniz yapıdan önce iki kilise vardı. İlkini 360'ta Constantius yaptırdı ve Megale Ekklesia, yani Büyük Kilise olarak biliniyordu; Ayasofya, yani Kutsal Bilgelik, beşinci yüzyılda adı oldu. II. Theodosius 415'te yerine bir yenisini yaptırdı ve ayaklanmalar ikisini de yok etti. Bugünkü yapı Justinianus'undur. Kayıtlara göre mimarları Miletoslu İsidoros ve Trallesli Anthemios, her biri yüz kişilik yüz usta inşaatçıya yön verdi ve iş beş yıl on ay sürdü.
İçerideki her şey kubbenin çevresinde düzenlenmiştir; kubbe kendi döneminde olağan olandan daha genişti ve özel tuğlalarla yapılmıştır, depremlere dayanacak kadar hafif ve sağlamdır. Tepesinde, 11,3 metre çapında bir daire boyunca Nur Suresi'nin otuz beşinci ayeti uzanır; bu, İsviçreli Fossati kardeşlerin Sultan Abdülmecid için yürüttüğü 1847-1849 onarımları sırasında Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin eseridir.
Narteksteki en eski mozaiklerde figür yoktur; figürlü olanların ikonoklast yıllarda indirildiğine inanılır, apsis mozaiği ise o dönem 843'te kapandıktan sonra yapılan ilk mozaiktir. Osmanlılar içeriye mihraplar, bir minber ve müezzinler için mahfiller, dışarıya ise bir yapı halkası ekledi; aralarında bir sıbyan mektebi, bir medrese, güneş saatleri ve bir muvakkithane vardı. 916 yıl kilise olan yapı 1453'te camiye, 1934'te müzeye dönüştü ve 2020'den beri yeniden cami olarak kullanılıyor.
Bu değişikliklerin hikâyesi Sultanahmet'te ayrı bir yapıda anlatılır; eski Defter-i Hakani Nezareti'nde bugün Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi bulunur: on üç salonda 1.700 yıl, 23 dilde anlatımla, ayrıca zemin kattaki pencerelerden bir Bizans sarnıcının içine bakılır.
Yerebatan Sarnıcı
Yerebatan Sarnıcı, Bizans imparatorluğunun dünyanın sıfır noktası saydığı Milion Taşı'nın yanında, Justinianus için 526-27'de kazıldı. Türkçedeki adlarından biri, suyundan yükselen mermer sütunlar yüzünden 'batık saray' anlamına gelen Yerebatan Sarayı'dır; öteki ad (Bazilika Sarnıcı) üstünde bir zamanlar duran bir bazilikayı anar. Birinci Dünya Savaşı sırasında onu ilk ölçen Alman arkeolog Eckhard Unger 138 x 64,6 metre değerini verdi; sarnıç yaklaşık 100.000 ton su alır.
Tuğla tonozları üç yüz otuz altı sütuna dayanır; sütunlar bir yönde yirmi sekiz, öbür yönde on iki sıradır, ayrıca kırk bir sütun daha II. Abdülhamid döneminde duvarla kapatılan kuzeybatı bölümünde gizlidir. Aralarında süslü gövdeleri, Korint başlıklarını ve ters yerleştirilmiş Medusa başlarını arayın.
Sultan Ahmed Camii (Mavi Cami) ve külliyesi
Parkın karşısındaki Sultan Ahmed Camii'nin yapımına 1609'da I. Ahmed için, Sinan'ın yetiştirdiği mimarlardan Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından başlandı. Duvarlarındaki, İznik ve Kütahya'da sır altı tekniğiyle yapılan mavi çiniler ona halk arasındaki adını verdi. Namaz salonu 64 x 72 metredir; orta kubbe 23,5 metre genişliğinde ve 43 metre yüksekliktedir. Altı minare küfeki taşındandır: ikisi avlunun köşelerinden, dördü ise salonun kendi köşelerinden yükselir.
Cami, kentin en büyük yapı gruplarından birinin merkezidir; bu grup bir zamanlar bir hastane, bir han, bir hamam, bir medrese, bir kahvehane ve kapalı bir çarşı sokağını da içine alıyordu ve çoğu hâlâ ayaktadır. Güneydoğu köşedeki hünkâr kasrı, Osmanlı mimarisinde ilk kez burada görülen bir yapı türüdür ve bugün Halı Müzesi'ni barındırır; Vakıflar Genel Müdürlüğü onu Türkiye'de yalnızca halıya ayrılmış tek müze olarak tanımlar. Müzenin 448 halısı yüzyıllar boyunca hayır olarak camilere ulaşmıştır; 62'si dönüşümlü olarak sergilenir, en eskisi 14. yüzyıldandır. Kuzey tarafta, Ayasofya'ya bakan yerde, I. Ahmed'in tek kubbeli türbesi vardır; Kösem Sultan, II. Osman ve IV. Murad da burada yatar; çoğu insan içeri girmeden önünden geçer.
Hipodrom, İbrahim Paşa Sarayı ve saray mozaikleri
Konstantin kenti yeniden kurduğunda ona bir forum, bir saray ve bir hipodrom verdi. Cami külliyesinin Hipodrom'a bakan bir yanı vardır ve oradaki dükkânlar, Hipodrom'un güney ucunu kapatan kavisli duvar olan Sphendone'nin üzerinde durur. Meydana batıdan bakan İbrahim Paşa Sarayı, bir sultan için değil bir tebaa için yapılmış ve günümüze ulaşmış tek saraydır; bir teras çevresinde kemerler üzerine yükselir, 1983'ten beri Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ni barındırır ve hazineleri arasında on üçüncü yüzyıldan Selçuklu halıları vardır.
Caminin kapalı çarşı sokağı olan Arasta, Büyük Saray'ın bir bölümü üzerine yapılmıştır ve Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, sarayın sütunlu avlusunun I. Justinianus döneminde döşendiği yerdeki zeminini gösterir. Doksan sahne ve insan ile hayvanlardan oluşan 150 figür onu doldurur: bir kaplan, bir yaban domuzu ve bir aslanla karşılaşan avcılar, çobanlar, iş başındaki köylüler ve oynayan çocuklar, tek bir yazı olmaksızın. Her metrekare, her biri beş milimetre genişliğinde yaklaşık 40.000 taş, cam ve pişmiş toprak küp gerektirmiştir.
Topkapı Sarayı ve Aya İrini
Topkapı'nın Bâb-ı Hümâyûn'u üzerindeki bir kitabe, kaleyi Hicri 883 Ramazanı'na, yani Kasım ya da Aralık 1478'e tarihler ve inşa edeni II. Mehmed olarak anar. Saray bir zamanlar dört bine yakın kişiye ev sahipliği yapmıştı ve başlangıçtaki yaklaşık 700.000 metrekarelik alanı 80.000'e küçülmüştür. İki bölümü iki işlevine karşılık gelir: hizmet yapıları için Birun, iç hane için Enderûn. 9 Ekim 1924'te müze olarak açıldı ve 2024'te 4.683.250 ziyaretçi saydı.
Dış surların içinde, portalın Bizans'ın ilk kilisesi dediği Aya İrini durur; Konstantin tarafından 330'lu yıllarda Roma tapınaklarının üzerine kurulmuştur. 532'de ve yeniden 564'te yangın onu aldı, üç kez onarıldı ve ikonalar o sırada yasak olduğundan duvarları çıplak kaldı. Osmanlılar silahlarını burada tuttu, sonra içinde devletlerinin ilk müzesini açtı.
Arkeoloji Müzeleri ve Gülhane
Bakanlığın Türkiye'nin ilk müzesi dediği İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Gülhane durağından ulaşılan üç binada bir milyona yakın eser barındırır. 1472 tarihli Çinili Köşk, II. Mehmed'in dış bahçelerde yaptırdığı üç köşkten ayakta kalan tektir; sırlı tuğlasıyla Semerkant'taki Bibi Hanım Camii'ni andıran bir Timurlu üslubundadır. Alexander Vallaury'nin 1883 tarihli binasındaki Eski Şark Eserleri Müzesi'nde Naram-Sin'in zafer steli, Kadeş Antlaşması ve Babil'in İştar Kapısı'ndan sırlı paneller vardır; ana müzede ise lahitler korunur, Büyük İskender lahdi bunların başında gelir. Gülhane Parkı'nda eski imparatorluk ahırlarında, dokuzuncu yüzyıldan on altıncı yüzyıla kadar Müslüman bilginlerin tasarladığı aletlerin çalışan modelleri, Fuat Sezgin'in hazırladığı bir koleksiyon olarak sergilenir.
Bir gününüz varsa yukarıdaki sıra yürüyüşü kısa tutar. İki gününüz varsa ikincisini Topkapı'ya, Aya İrini'ye ve Arkeoloji Müzeleri'ne ayırın; Aya İrini ile Çinili Köşk'ün ikisi de sarayın dış surlarının içinde yer alır.














