Hatay'da ilk görülecek yerler, antik Antiokheia olan Antakya'dadır: dünyanın en büyük mozaik koleksiyonlarından bazılarında saklanan Roma taban mozaikleri ve şehrin kenarında, geleneğin Hristiyanlığın ilk kilisesi saydığı bir mağara olan St. Pierre. Şehrin ötesinde, güneybatıda Samandağ'da kayaya oyulmuş bir Roma tüneli, Ermeni köyü Vakıflı ve Hızır ile Musa'nın kutsal yerleri; kuzeyde İskenderun, Arsuz, Belen geçidi ve Payas; iç kesimde ise Alalah höyüğü, göller, mağaralar ve yaylalar vardır.

Antakya'nın mozaikleri

Hatay'ın mozaikleri büyük ölçüde Princeton Üniversitesi'nin 1932 ile 1939 arasında şehrin çevresinde, Harbiye'de, Seleukeia Pieria'da, İskenderun'da ve başka yerlerde yürüttüğü kazılardan gelir. Buluntular paylaştırıldı; o kazı mevsimlerinden parçalar bugün yurt dışında yaklaşık yirmi müzede ve özel koleksiyonda bulunuyor. Burada kalanlar, dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biri olan Hatay Arkeoloji Müzesi'nin çekirdeğini oluşturur; sekiz salonu buluntu yerine göre düzenlenmiştir. Bakanlık, binanın 2023 depremlerinde kısmen hasar gördüğünü ve buraya ek güvenlik personeli ve kameralar yerleştirdiğini bildiriyor.

St. Pierre'e kısa bir yürüyüş mesafesindeki Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi, 2009'da bir otel projesiyle başladı: şehir merkezindeki kazı antik kalıntılara rastladı, kalıntılar toprakta bırakıldı ve müze onların üzerine inşa edildi. Mozaikler döşendikleri tabanlarda durur; aralarında, Musaların üzerinde üç nemfle birlikte Pegasus'u gösteren ikinci yüzyıla ait bir villa tabanı vardır. 1.050 metrekarelik bir başka taban, müze tarafından dünyanın tek parça hâlindeki en büyük mozaiği olarak tanıtılır.

Eski müze binası, beş galerisinde ilin inançlarını, ticaretini, zanaatlarını, avlulu evi ve yerel mutfağı anlatan Hatay Kent Müzesi'ne dönüştü.

St. Pierre ve eski şehir

Merkezin doğusunda, Reyhanlı yolu üzerinde, St. Pierre Stauris yamacındaki bir mağaradır. Geleneğe göre Havari Petrus MS 29 ile 40 arasında Antakya'da vaaz vermiş, ilk takipçilerini bu mağarada toplamış ve inananlar ilk kez burada Hristiyan diye anılmıştır. 11. ve 12. yüzyıllarda eklenen sütun ve kemerler burayı üç nefli bir kiliseye dönüştürdü; kiliseye sonradan Gotik bir cephe eklendi. Yan neflerdeki aşınmış 4. ve 5. yüzyıl taban mozaiklerine bakın. Papa burayı 1963'te hac yeri ilan etti; Katolikler her 29 Haziran'da burada toplanır ve yer UNESCO'nun geçici listesindedir. Yürüyerek yaklaşık on dakika doğuda, kayaya oyulmuş peçeli Kharon büstü vardır; bakanlık bunu MÖ 2. yüzyıldaki bir veba salgınıyla ilişkilendirir.

Merkezde Kurtuluş Caddesi'ni yürüyün. Envanterde 1285 tarihli olarak geçen Habib-i Neccar Camii, caddenin Kemal Paşa Caddesi ile kesiştiği köşede durur. Biraz ileride Katolik kilisesi, Sarımiye Camii'nin yanındaki çıkmaz bir sokakta saklanır, yolun karşısında da sinagog vardır; ilçe yetkilileri bu üçlüyü Müslüman, Yahudi ve Hristiyan birlikteliğinin bir işareti olarak sunar. Hürriyet Caddesi'ndeki, 1900'de açılan Ortodoks kilisesinde hâlâ ayin yapılır.

Şehrin yukarısında, I. Seleukos Nikator'un MÖ 300 civarında başlattığı surlar bir zamanlar on iki kilometre boyunca uzanıyordu. Ayakta kalanların çoğu, merkeze yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Habib Neccar yamacında, Justinianus'un altıncı yüzyıldaki işidir.

Samandağ: Titus Tüneli, Vakıflı ve Hızır yerleri

Samandağ'a beş kilometre uzaklıkta ve minibüsle ulaşılabilen Çevlik'te Romalılar, sel sularını Seleukeia Pieria limanından uzaklaştırmak için kayaya bir kanal oydular. Kanala Vespasianus başladı, Titus bitirdi; ziyaretin kendisi kanalın 1.380 metresini yürümektir. On iki mezarlı bir kaya mezarı olan Beşikli Mağara, kanalın denize bakan ucunun yakınındadır.

Samandağ'a üç kilometre uzaklıktaki Vakıflı, Kültür Portalı tarafından Türkiye'de halkının tamamı Ermeni olan tek köy olarak tanımlanır. Köylüler kendi müzelerini kurdu; müze aile günlüklerini ve fotoğrafları mikrofilmde saklar, iğne oyası, ipekböceği ve herise konularını işler. Ziyaretinizi, Vakıflı'nın ağustosun ikinci pazarı kutladığı Meryem Ana bayramına göre planlayın.

İki yer, Hızır ile Musa'nın yerel hikâyesini taşır: Samandağ'a yaklaşık 3 km uzaklıkta, deniz kıyısına yakın, ziyaretçilerin çevresinde dolaştığı kutsal bir kaya ve Hıdırbey'de, Musa'nın asasından yetiştiği söylenen, gövdesinin çevresi 21 metre olan Musa ağacı. Antakya ile Samandağ arasındaki bir dağda, Aziz Simon'un kırk yıl üzerinde yaşadığı söylenen sütunun çevresine inşa edilmiş 6. yüzyıl St. Simon Manastırı durur.

İskenderun, Arsuz ve Belen geçidi

İskenderun'da hâlâ kullanılan iki kilise vardır: Şehit Pamir Caddesi'nde 1870 tarihli bir Ortodoks kilisesi olan Aziz Nikola ve Mithat Paşa Caddesi'nde, 1600'lerin başında Kapuçin rahiplerince kurulan İtalyan Katolik Latin Kilisesi. Kıyı boyunca güneyde, Amanos dağlarının denize indiği yerdeki sahil kasabası Arsuz'dur; burada 1778 tarihli Mario Hanna kilisesi, sekiz kilometre güneyde Helenistik bir limanın kalıntıları ve iç kesimde Meryem Ana ile ilişkilendirilen, 14 Ağustos'ta bir törenin yapıldığı ağaçlık bir gölet vardır.

Belen geçidi, Batı Palearktik'in başlıca kuş göç yollarından birinin altında yer alır; tabiat parkı şahin, kartal, turna ve leylek gözlemek için bilinen bir noktadır. Belen'de Mimar Sinan 1553'te Süleyman için bir külliye inşa etti. Antakya–İskenderun yolundan sapınca, Bakras Kalesi Ötençay'ın üzerindeki dik bir tepeyi taçlandırır; Haçlılar kaleyi 1183'te Selahaddin'e bıraktı.

Payas ve Dörtyol

Payas'ta Sinan, 1574 tarihli Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi'ni de inşa etti: bir cami, bir medrese, bir hamam, kırk beş dükkânlı bir çarşı ve büyük, kubbeli bir kervansaray. Sekiz kuleli ve hendekli Payas Kalesi hemen batısında durur ve Osmanlı döneminde kervanları ve limanı korurdu; şair Namık Kemal burada tutulmuştu. Cin Kulesi yakındaki bir tepeden gözetler. Dörtyol'daki İlk Kurşun Müzesi, Millî Mücadele'nin hikâyesini balmumu figürler, silahlar ve belgelerle anlatır.

Amik Ovası ve iç kesim

Atchana Höyüğü, MÖ 3400 civarından itibaren yerleşilen, on yedi yapı katı ve MÖ 18. yüzyılda Yarım-Lim'in yaptırdığı bir sarayı bulunan antik Alalah'ı örter. Amik bölgesindeki Yenişehir Gölü'nün kıyısı boyunca restoranlar vardır. Hassa yakınında bir tabiat anıtı üç büyük lav tüpü mağarasını korur. Barlaam Manastırı'nın kalıntıları Yayladağı'nda Keldağ'ın üzerindedir. Yayla ve piknik için Alan Yaylası Kırıkhan'a 18 km, Batıayaz İskenderun'a 14 km uzaklıktadır. Erzin'de Tekkoz, Müdürlüğün dünyanın en güneydeki kayın meşcereleri dediği alanları korur.

Bu yazıyı paylaş