Genel bakış

Mehmed Paşa bu türbeyi hayattayken yaptırmıştır ve kapısı üzerindeki manzum kitabe kendi kaleminden çıkmadır; 1594'te öldüğünde buraya gömülmüştür. Fatih'te Nişanca Caddesi üzerinde, camisinin kuzeydoğusunda ve iki avlu kapısı arasında yer alır; sekizgen planlı, kubbeli ve bütünüyle kesme taştan yapılmıştır.

Öndeki son cemaat yeri dört mermer sütun üzerine oturur, başlıkları baklava dilimlidir ve altındaki kapı açıklığında palmet motifli, beyaz ve kırmızı taştan geçmeli bir kemer ve iki yanda birer niş vardır. Alt pencerelerde mermer söve, üst pencerelerde petek şeklinde kafesler bulunur. İç mekân oldukça sadedir; birçok kaynak iki sandukadan söz eder, ancak bugün yalnızca paşanın ahşap sandukası vardır.

Türbenin önündeki avlu duvarındaki yazlık sebil caminin yapımıyla birlikte yapılmıştır: üç pencerelidir, üstü açıktır, dış yüzü mermerle kaplıdır, pencereleri sade demir kafeslerle kapatılmıştır ve mermer hazneler arkalarında yerinde durur. Türbenin kuzeyinde ve güneyinde küçük mezarlıklar uzanır; Evliya Çelebi burada gömülü olanlar arasında Nişancı Mehmed Paşa'nın iki damadını ve ilim ehli birkaç kişiyi daha kaydeder.

Türbe, ayrıca bir cami, iki medrese, bir sebil ve bir mezarlık barındıran, sonradan bir dergâh eklenen bir külliyenin tek yapısıdır. Kurucusu III. Murad döneminin kubbe vezirlerinden biriydi ve yapıyı, nişancılık görevinin son iki dönemi arasında ikinci vezir iken yaptırdı; cami kapısı üzerindeki kitabe inşaatın başlangıcı için 1584, tamamlanışı için 1589 yılını verir. Yapı, Sinan'ın eserlerinin iki dizininde yer almaz, ancak üçüncüsü olan Tuhfetü'l-mi'mârîn'de ona atfedilir ve Evliya Çelebi, onu Sinan'ın eseri sayarak bir sultanınki kadar zengin ve eksiksiz yapılmış bir cami olarak adlandırmıştır. Ansiklopedi maddesi, Sinan için yeni olan iki noktaya işaret eder: bu türden önceki eserlerinde bulunmayan iç mekân birliği ve tabhaneli camilerde kullanılan türden yan odaların geri dönüşü. Sinan'ın geç camilerinde benimsediği mihrabın duvardan dışarı taşması burada daha da ileri götürülmüştür — yalnızca kıble gözüyle sınırlı değil, basamaklıdır, yan sahınların genişliği boyunca bir kademe daha geri çekilmiştir.

Caminin içinde durup bakmaya değer ayrıntılar taştadır. Mihrap mukarnasla kaplıdır, Kur'an ayeti palmetlerle taçlandırılmıştır ve köşelerinin her birine renkli mermerden bir kum saati yerleştirilmiştir. Kıble duvarının iki köşesinde, pencere açıklıklarının yanında duvar kalınlığı içinden geçen taş merdivenlerle çıkılan porfirden vaaz kürsüleri durur. Sarkıt mukarnas üzerinde tek şerefeli minare kuzeybatıda yapının kütlesi içine alınmıştır ve galeriye çıkan merdiven bunun ayna görüntüsü olarak kuzeydoğuda yapılmıştır. Son cemaat yerine açılan kapının iki yanındaki kitabeler iki köklü onarımı kaydeder: biri III. Mustafa döneminde, 1766-67'de, Mehmed Paşa'nın torunu Şükrullah Efendi'nin masrafıyla; diğeri 1835'te şeyhülislam Mekkîzâde Mustafa Âsım Efendi tarafından. Madde birincisini ya Fatih Camii'ni yıkan 1766 depreminin burada az hasar verdiğinin bir işareti ya da önceden başlamış bir onarımın tamamlanması olarak okur. Vakıflar idaresinin 1958'deki çalışması ve son yıllarda halk desteğiyle yapılan onarımlar özgün mimariyi korumuştur.

Külliyenin geri kalanından çoğu yok olmuştur. Hadîkatü'l-cevâmi', biri zemin seviyesinde, biri yükseltilmiş iki medresenin, paşanın vasiyeti uyarınca vakfın gelirinden yapılan bir imaretin ve çeşme avlusundaki bir kuyunun kaydını tutar; kuyu hâlâ son cemaat yerinin önünde durur, medresenin ise caminin batısındaki boş zeminde yer aldığı sanılır. Her iki medrese de 1592-93'te, her biri on altı tek odalı olarak, eğitime açıldı; 1914 tarihli teftiş raporu alt medresede on dokuz oda saymış olsa da. 1835 onarımı sırasında, 1847'de vakfın mütevellisi İstanbul kadısı Kevâkibîzâde Mehmed Said Efendi tarafından ve on dokuzuncu yüzyılın sonlarında iki kez daha onarıldılar; 1914'e gelindiğinde ikisi de büsbütün harap olmuş ve kadrodan silinmişti. Dergâh, 14 Kasım 1784 tarihli İstanbul tekkelerini ve imaretlerini sıralayan bir belgede, Yeni Nişancı Camii içindeki Bülbülcüzâde Efendi Tekkesi adıyla geçer; yapılış tarihi bilinmez, ancak ilk postnişin olan Bülbülcüzâde Şeyh Abdülkerim Fethi Efendi'nin 1694'teki ölümünden hareketle on yedinci yüzyıla yerleştirilir. O da 1835'te onarıldı ve son şeyhinin öldüğü 1905 yılına kadar izlenebilir; bundan sonra muhtemelen bu semti yok eden yangınlardan birinde yok oldu.

Ne zaman gidilmeli

İklim
Across İstanbul as a whole, monthly mean temperatures run from 6.8 °C in January to 24.7 °C in August; the mean stays between 15 and 25 °C in May, June, July, August, September and October; rainfall is heaviest in December (99 mm) and lightest in July (22 mm). Long-term means for 1950-2025 from the Turkish State Meteorological Service (MGM).Kontrol: 22 Eylül 2026