Genel bakış

1587'de ölen donanma komutanı Kılıç Ali Paşa, külliyesini Tophane'de, o zamanki kıyı şeridinde, İstanbul limanından Beyoğlu yakasına gelen kayıkların en önemli iskelesinin başında kurdu. Türbesi caminin kıble yanında, diğer yapılardan denize daha yakın, yanında bir mezarlıkla birlikte yer alır.

Kesme taştan yapılmıştır ve dış duvarlarında sekizgendir; çoğu türbe gibi iç içe bir kubbeyle örtülüdür. Giriş derin bir nişin içindedir ve olağandışı olan, bu düzenin içeride yaptığı şeydir: kapının karşısına yerleştirilmiş iki sütun, giriş nişinin dolu duvarlarıyla birlikte kubbeyi taşıyan kemerleri destekler — bu türden türbelerde nadiren rastlanan bir çözüm.

Önünde durduğu cami 1580'de tamamlanmıştır ve Sinan'ın eserleri defterlerindeki kayıtlara bakılırsa Sinan'a aittir. Evliya Çelebi, on yedinci yüzyılın ilk yarısında yazarken kentte bunun benzeri başka bir şey olmadığını söylemiş ve onu Ayasofya'ya benzetmiştir. Türbenin çevresindeki ve caminin yan tarafı boyunca uzanan mezarlıkta çok sayıda mezar vardır; bunların arasında Fındıklı yamaçlarındaki Defterdar Ebülfazl Camii'nin ve Beyoğlu'ndaki Ağa Camii'nin mezarlıklarından buraya getirilmiş mezar taşları da bulunur.

Türbe bir külliyeye aittir ve bu külliyenin çoğu hâlâ çevresinde ayaktadır. Dış avlu duvarı içinde bir cami, yanında büyük bir medrese ve tek bir hamamdan oluşuyordu. Madde, avlu duvarının sokak köşesindeki sebilin büyük olasılıkla kurucunun eseri olmadığı uyarısını yapar: üç penceresi muqarnas başlıklı sütunlarla bölünmüştür, ancak içlerindeki dökme demir parmaklıklar klasik Türk sanatıyla bağdaşmayan bir tarzdadır ve Abdülaziz döneminde Dolmabahçe ile Tophane arasındaki yol yeniden düzenlendiğinde yol üzerindeki bazı anıtlar yıkıldı, bazıları kısaltıldı, bazıları kaldırılıp başka yerde yeniden kuruldu; bu avlu duvarına dayalı bir sebilin bulunmasının en olası nedeni budur. Başka kaynaklarda kurucunun Fener iskelesi yakınında Haliç kıyısında çifte bir hamamı olduğu ve bunlardan hiçbir şey ayakta kalmadığı, ayrıca Beşiktaş'ta küçük bir camisi olduğu kaydedilmiştir.

Camiye adım atmaya değer, çünkü Ayasofya ile karşılaştırma yalnızca bir iltifat değildir. Ana mekân gerçek bir dikdörtgendir; mihrap yarım kubbe altında çıkıntılı bir bölümde yer alır ve girişe yakın iki çıkıntı daha vardır, sağdakisi minarenin kaidesini oluşturur. Kıble ekseni boyunca mekân, Ayasofya'da olduğu gibi ve sonradan Beyazıt ve Süleymaniye camilerinde olduğu gibi iki yarım kubbeyle örtülüdür ve benzerliği en açık kılan öğe iki yandaki bir çift payandadır. Maddenin yargısı şudur: Sinan, uzun bir kariyerin son büyük işlerinden birinde, yakından incelediği bir yapının planını ve üst yapısını taklit etmemiş, yeniden ele almış ve hem daha iyi çözülmüş hem de yapısal olarak daha güvenli bir şeye ulaşmıştır. Asıl son cemaat yeri, sütunlar üzerindeki kemerlere oturan beş kubbeyle örtülüdür ve önünde, mermer sütunlar üzerinde kurşun kaplı eğimli bir çatı altında ikinci bir son cemaat yeri durur; başlıkları, binayla birlikte ya da çok kısa süre sonra yapıldığını düşündürecek kadar klasiktir. On altıncı yüzyıl İznik çinileri son cemaat yerini ve iç mekânı kaplar ve çiniler kıble duvarını örter, mihrabı çerçeveler. Robertson'ın 1855 dolayında çektiği bir fotoğraf minareyi iskeleli ve gövdenin ortasından yukarı yenilenmiş gösterir; yani bir zamanlar, bilinmeyen nedenlerle yıkılmıştı; yeniden yapılan gövdeye barok süslemeli bir taş külah konmuş, özgün tasarımdaki kurşun kaplı sivri külah ise sonradan yeniden yerine takılmıştır.

Külliyenin diğer yapılarının tarihi daha zor olmuştur. Medrese kareydi: kemerli bir avlu çevresinde on sekiz kubbe altında on yedi hücre, kuzeydekini giriş almıştı ve ortada mezarlığa doğru uzanan, kubbeli büyük bir ders ve namaz odası vardı. Hamam gibi o da karışık teknikle, tuğla sıralarıyla taş örülerek yapılmıştı. 1914-15 tarihli bir kayıt, medresenin o tarihte artık kadro dışı olduğunu gösterir; uzun yıllar çocuk esirgeme kurumuna devredildi ve dispansere çevrildi, bu da onu ağır biçimde değiştirdi; yapı 1995 dolayında boşaltılmış olsa da iç mekân bu değişikliklerin bıraktığı biçimde bırakılmıştır. Kütüphanesinin kitapları 1918'de Süleymaniye Kütüphanesi'ne taşınmıştır. Hamam olağan plandan fark edilmeye değer bir biçimde ayrılır: ılıklık soyunmalığın hemen arkasında değil yanda, çok küçük mekânlar olarak yer alır ve sıcaklık, kaplıca mimarisinde daha sık kullanılan türdendir; yıldız biçiminde yerleştirilmiş kemerlerle açılan yuvarlak bir merkezî mekândır. Yıllarca gidecek yeri olmayan insanlar için bir gece barınağı olarak hizmet vermiştir; madde bunun ona kentin tarihinde özel bir yer verdiğini söyler; sonradan yeniden çalışır duruma getirilmiştir. Külliye için bir ilkokul kayıtlıdır, ancak yayımlanmış bir liste alanının 1920 ile 1927 arasında boş arazi olduğunu gösterir; dolayısıyla nerede durduğu ya da nasıl göründüğü hakkında hiçbir şey bilinmemektedir.

Mezarlık, semtin esnaflarının bir sicili gibi okunur. Caminin yanındaki ve türbenin çevresindeki çok sayıdaki mezar arasında denizciler, Tophane ile bağlantılı olarak topçular ve matematikçi Hasan Fuad Paşa vardır.

Ne zaman gidilmeli

İklim
Across İstanbul as a whole, monthly mean temperatures run from 6.8 °C in January to 24.7 °C in August; the mean stays between 15 and 25 °C in May, June, July, August, September and October; rainfall is heaviest in December (99 mm) and lightest in July (22 mm). Long-term means for 1950-2025 from the Turkish State Meteorological Service (MGM).Kontrol: 22 Eylül 2026