Theodosius Surları, eski Konstantinopolis'in kara tarafındaki savunma hattıdır; tarihî yarımadayı batıdan kapatan bu hat, Marmara Denizi kıyısındaki Mermer Kule'den kuzeye, Haliç'e kadar uzanır. Hem Kültür ve Turizm Bakanlığı hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi surları beşinci yüzyıla ve adını taşıdıkları Doğu Roma imparatoru II. Theodosius'a tarihler. Yaklaşık yedi kilometre uzunluğundaki surlar İstanbul'un UNESCO Dünya Mirası alanı içinde yer alır; bakanlık da şehir surlarındaki çalışmaların UNESCO koruma programını izlediğini belirtir.

Hattı almayı bu kadar zorlaştıran şey derinliğiydi. Saldıran, art arda üç engelle karşılaşırdı: bir hendek, ardından daha alçak bir dış sur ve ancak onun gerisinde ana iç sur. Hendek, surlar ve kuleler birlikte yaklaşık 70 metre genişliğindedir. İç sur, çoğu kare planlı 96 kuleyle güçlendirilmişti; kuleler araziye uygun olarak düzensiz aralıklarla yerleştirilmişti. Her kulede genellikle birbirine bağlanmayan iki oda bulunurdu: şehre doğru açılan ve depo olarak kullanılan bir alt oda ile sur yürüyüş yolundan girilen, gözetleme ve ok atma için pencereleri olan bir üst oda. Kaplama, tuğla kuşaklarla kesilen kesme kireçtaşıdır; bu kuşaklar taş kabuğu harç dolgulu çekirdeğe bağlıyor ve yığma yapının depreme dayanmasına yardımcı oluyordu.

Depremler aslında surların en kalıcı düşmanıydı. 437 ve 447'deki iki deprem ciddi hasar verdi; ikincisi uzun kesimleri ve 57 kuleyi yıktı. Attila'nın orduları Balkanlar'dayken II. Theodosius, prefekt Konstantinos'un yeniden inşaya nezaret etmesini emretti; Bizans vakanüvisleri ve alanda bulunan üç yazıt işin altmış günde bittiğini söyler, şehrin araba yarışı takımları da çalıştırılmıştı. Sonraki yüzyıllarda onarımlar defalarca yapıldı; bunlar, sorumlu imparatorların ve görevlilerin adlarını anan çok sayıda yazıtta kayıtlıdır. 1204'teki Latin fethinden sonra surlar yeterince bakılmadı; 1422 ve 1453 kuşatmalarında iki hattı da tutmaya yetmeyecek kadar az olan savunmacılar dış surun savunulmasına yoğunlaştı. Surlar Osmanlı döneminin tamamını atlattı ve şehre gelen yabancı gezginlerin anlatılarında yer alır.

Hattı okumak için en iyi yerler kapılardır. Yedikule yakınında, 22 ve 23 numaralı kuleler arasında bulunan Belgradkapı, Doğu Roma kaynaklarında 'ahşap sirk' anlamına gelen Xylokerkos Kapısı olarak anılır ve Altınkapı yapılmadan önce en önemli giriş olduğu düşünülür. Fetihten sonra Kapalı Kapı adıyla bilindi ve Osmanlı döneminin çoğunda kapalı kaldı; 1886'da, kısmen Balıklı Rum Hastanesi'ne ulaşılabilsin diye yeniden açıldı; bugünkü adı ya arkasında gelişen mahalleyle ya da Belgrad 16. yüzyılda alındıktan sonra buraya yerleştirilen Belgradlılarla açıklanır. 1894 depremi kulelerinin üst kısımlarını yıktı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi kapıyı 1986-1987'de Taç Vakfı ile birlikte restore etti. Daha güneyde Altınkapı, Trakya'dan gelen yol olan Via Egnatia'nın surlara ulaştığı tören girişiydi ve imparatorlar zafer alaylarının başında buradan girerdi; adını 425'teki bir zaferden sonra takılan yaldızlı kapı kanatlarından alır ve iki mermer kulesi sonradan Yedikule'nin yedi kulesi arasında sayıldı.

2020'de belediyenin miras ekibi İBB Miras, surların tarihindeki en kapsamlı restorasyon olarak tanımladığı çalışmayı başlattı. Arkeolojik restorasyon dediği yaklaşımı, harabe görünümünü korur ve müdahaleyi yapısal güvenliğin gerektirdiğiyle sınırlar; Mevlanakapı, Silivrikapı hipojesi, Edirnekapı ve Sulukulekapı'da olduğu gibi. Mevlanakapı Ziyaretçi Merkezi ilk aşama olarak Eylül 2022'de açıldı, ikinci aşama olarak Belgradkapı izledi; burada konserler, konuşmalar ve film gösterimleri için bir ziyaretçi merkezi ile 24 Şubat 2024'te açılan bir başvuru kütüphanesi bulunur. Surların yanı sıra Fatih Belediyesi, Millet Caddesi'nden Mevlanakapı ve Silivrikapı üzerinden Belgradkapı'ya kadar aşamalar hâlinde Karasurları Millet Bahçesi adlı bir kamu parkı düzenledi; bu alan erken Cumhuriyet'ten beri yeşil alan olarak imarlıydı ama geçen yüzyılda kaçak yapılaşmıştı; dördüncü aşaması Yedikule Hisarı'nın arazisini kapsar.